Bu köşede, kahverengi kokarca zararlısının bölge çiftçisine verdiği zararlarla ilgili daha önce defalarca serzenişte bulunmuş, ilgili kurumların ve yetkililerin dikkatini çekmeye çalışmıştık.

Yaklaşık üç yıldır aynı meseleyi farklı başlıklarla gündeme getiriyoruz.

Zira yaşanan sorun yalnızca bir zararlı böcek sıkıntısı değil.

Çiftçinin emeği, alın teri, tarlası, bahçesi ve yıl boyunca beklediği ürünler söz konusu.

★

Bu manada bir hakkı teslim ediyoruz.

Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürü İsa Kaplan’ın kahverengi kokarca ile mücadele konusunda ortaya koyduğu çaba ve sorunun çözümüne yönelik attığı adımları görmezden gelmek doğru olmaz.

Keza kendisiyle yaptığımız görüşmelerde de bu konudaki hassasiyet ve çalışmalarını yakından dinledik.

Yani elbette yol kat edildi.

Lakin sahadan gelen sesler, sorunun henüz bitmediğini gösteriyor.

★

Nitekim dün 61saat’te yayımlanan, Akçaabat Köylü Pazarı’nda satış yapan çiftçi, Ayşe Akkol’un açıklamaları, meselenin sahadaki karşılığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Akkol, bahçelerde zararlı böceklerin arttığını belirterek, “Çok kokarca var. Devletimize sesleniyorum, bu kokarcaları yok edin. Millet bahçede bir şey yapamıyor” diye yetkililere seslendi.

Kokarcanın fasulyeden patlıcana kadar birçok ürüne zarar verdiğini anlatan Akkol’un şu cümlesi aslında her şeyi özetliyor:

“Köylünün malları heba oluyor.”

★

Dolayısıyla üzerinde durmamız gereken nokta tam da burasıdır.

Çiftçi üretmez ve bahçelerdeki ürün azalırsa ne olacak?

Üretimin maliyeti her geçen gün artarken bir de zararlıların verdiği kayıplar eklenirse, bunun faturası tabiki eninde sonunda sofraya yansıyacak.

★

Bugün özellikle gıda sektöründe yaşanan yüksek enflasyonu aşağıya çekmenin yollarından biri de işte çiftçimizin bu tür sorunlarını yakından takip etmek ve üretimin önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır.

Bundan mütevellit, çiftçiyi korumak yalnızca üreticiye destek olmak değildir.

Aynı zamanda tüketicinin sofrasını ve mutfak bütçesini korumaktır.

★

Bizler de şafak sökmeden tarlaya inen ana-babaların çocuğuyuz.

Bu topraklarla harmanlanan ve tarımın yalnızca bir geçim kaynağı olmadığını bilen insanlarız.

Bununla birlikte belirtmekte fayda var ki, çiftçinin yaşadığı her sıkıntı aslında toplumun tamamını ilgilendirir.

Bağ ve bahçelerde yaşanan ürün kaybı, pazar ve market raflarında karşımıza en acı haliyle çıkıyor.

Dolayısıyla meseleye bu perspektiften bakmalı.

★

Yineliyoruz.

Kahverengi kokarca ile mücadelede önemli çalışmalar tabiki yapılıyor.

Lakin zararlı tamamen kontrol altına alınana kadar zerre rehavete yer olmamalı.

ilçelerdeki mücadelenin de aynı hassasiyet ve kararlılıkla sürdürülmesi lazım.

Zira bu zararlı böcek il, ilçe, mahalle sınırı tanımıyor.

Bir bölgede mücadele yapılırken hemen yanı başındaki bölgede mücadele zayıf kalırsa, zararlının yeniden yayılması kaçınılmaz hale geliyor.

Bu nedenle İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün ortaya koyduğu mücadelenin ilçelerde de aynı kararlılıkla karşılık bulması gerekiyor.

★

İlçe tarım müdürlükleri, ziraat odaları, muhtarlıklar ve yerel yönetimlere de önemli görevler düşüyor.

- Üreticinin kapısını çalmak…

- Bahçedeki sorunu yerinde görmek…

- Üreticinin şikâyetini dinlemek…

- Ve gereken müdahaleyi zamanında yapmak topyekûn mücadelenin bir parçasıdır.

Masa başında hazırlanan plan ne kadar doğru olursa olsun, sahada karşılığı yoksa istenilen sonucu almanız mümkün değildir.

Sözün özü.

Kahverengi kokarca zararlısı ile mücadele daha güçlü, daha koordineli ve ilçeleri de içine alan bir anlayışla sürmeli.

Hem de çiftçi, “Artık bahçemde korkmadan üretim yapabiliyorum” Diyene kadar…

O ZAMAN ADAM OLURUZ

Çocuğunun okulunda başkasının hakkını yiyip kendi evladına ayrıcalık isteyen veli bizde!

Sırasını beklemeyip tanıdığı birini araya sokarak işini öne aldıran vatandaş bizde!

İşe alınırken liyakatten söz edip, kendi yakını işe girmeyince “torpil var” diye isyan eden bizde!

Hastanede sıraya girmeyip “Benim işim acil” diyerek başkasının hakkını gasp eden bizde!

Vergisini eksiksiz ödeyen komşusuna saf gözüyle bakıp, vergi kaçırmayı marifet sayan esnaf bizde!

Çalışanın hakkını zamanında vermeyip, kendi alacağı bir gün gecikince dünyayı ayağa kaldıran işveren bizde!

İşini düzgün yapmayan memura ses çıkarmayıp, kendi işi gecikince devletin bütün kurumlarını suçlayan bizde!

Kaldırıma aracını park edip yayayı yola mahkûm eden sürücü bizde!

Kırmızı ışıkta geçip kaza yaptığında “Kader” diyen, başkasının yaptığı hatada ise adalet isteyen bizde!

Çocuğuna “Yalan söyleme” deyip telefonda kendi işini gördürmek için yalan söyleyen anne baba bizde!

Sosyal medyada ahlaktan ve adaletten söz edip, gerçek hayatta işine gelmeyen hakikati görmezden gelen bizde!

Bir başkasının başarısını alkışlıyor gibi yapıp, arkasından onun ayağını kaydırmak için fırsat kollayan bizde!

Düğünde, cenazede, hastalıkta “Yanındayız” deyip iş gerçekten yardıma gelince ortadan kaybolan bizde!

Kamu malına zarar verip “Devletin malı” diyerek kendini haklı gören bizde!

İşini yaptırmak için önce tanıdık arayan, sonra da ülkede neden liyakat yok diye konuşan bizde!

★

Hal böyleyken, herkes aynı soruyu soruyor:

“Ne zaman adam oluruz?”

Belki de yanlış yere bakıyoruz.

Çünkü adam olmak, başkasının değişmesini beklemekle başlamaz.

İnsan, önce kendisini düzeltmeye cesaret ettiğinde adam olmaya başlar.

- Kendisine yapılan haksızlığı unutmayıp, başkasına yaptığını hatırlayabildiğinde ADAM OLURUZ!

- Kendi yakını yanlış yaptığında susmak yerine, “Yanlış yapmış.” Diyebildiğimizde ADAM OLURUZ!

- Bizim işimiz görülsün diye başkasının sırasını çiğnemediğimizde ADAM OLURUZ!

- Kimse görmüyor diye harama, haksızlığa ve hileye el uzatmadığımızda ADAM OLURUZ!

- Bir makamın kapısından içeri girerken kim olduğumuzu değil, o makamın bize ne sorumluluk yüklediğini düşündüğümüzde ADAM OLURUZ!

- Çocuğumuza nasihat etmek yerine, ona yaşayarak örnek olduğumuzda ADAM OLURUZ!

- Hakkımız olmayan bir şeyi bize teklif eden kişiye “Olmaz.” Diyebildiğimizde ADAM OLURUZ!

- Dostumuzun hatasını alkışlamak yerine, gerektiğinde karşısına geçip doğrusunu söyleyebildiğimizde ADAM OLURUZ!

- Sevmediğimiz insanın hakkını da, sevdiğimiz insanın hakkı kadar savunabildiğimizde ADAM OLURUZ!

- Bize oy vermeyen, bizim gibi düşünmeyen, bizimle aynı masada oturmayan insanın da hakkı olduğunu kabul ettiğimizde ADAM OLURUZ!

- Bir yanlış kendi tarafımızdan geldiğinde “Ama…” diye başlayan cümleler kurmayı bıraktığımızda ADAM OLURUZ!

- Özür dilemeyi küçülmek, hatasını kabul etmeyi yenilmek sanmadığımızda ADAM OLURUZ!

- Elimiz güçlendiğinde geçmişte bize yapılanları unutmayıp, gücümüzü başkasını ezmek için kullanmadığımızda ADAM OLURUZ!

- Kimsenin görmediği yerde de aynı insan kalabildiğimizde ADAM OLURUZ!

★ ★ ★

Yazmak iyi gelir.

Bana;

“[email protected]” adresinden ulaşabilirsiniz.