Her ne hikmetse, son zamanlarda herkes sosyal çürümeden dem vuruyor.

Yani özelinde herkes dertli, toplum rahatsız.

Lakin iş sorumluluğa gelince ortalık sessiz.

Kimse üzerine düşeni yapmadığı gibi, herkes suçu başkasında arıyor.

Bize has değerler bir günde yok olmadı değerli okurlar.

Onlardan yavaş yavaş vazgeçtik.

Nasıl mı?

Selam-sabahı ihmal ettik, hal-hatır ziyaretlerini erteledik, en önemlisi de ayıbı görmezden geldik.

Eskiden bu memlekette komşuluk vardı.

Çocuklar öyle sahiplenilirdi ki, komşunun çocuğuyla aynı sofraya oturulur, aynı mısır çorbası na kaşık sallanırdı.

Bugünse aynı evin içindekiler bile birbirine yabancı.

Akrabalık ilişkilerine bakın…

Ailenin büyüğü bir ölüyor kardeşim, tencere, tava, kıçı kırık ikimetrekarelik halı mahkemelik!

Halbuki kan bağı bir zamanlar yük paylaşımıydı.

Artık, kimse kimsenin yükünü taşımak istemediği gibi, akrabalığın kendisi yükten sayılıyor.

Hal böyleyken mertlik rafa kalktı.

Öyle verilen sözlerin arkasında durma, yapılan yanlışı yüzüne söyleme filan araki bulasın.

Bugün susmak akıllılık, idare etmek erdem sayılıyor.

Yani haksızlığa ses çıkaran değil, görmezden gelen toplumda makbul…

Köylerimizi boşalttık yahu!

Sadece evler değil, ocaklar söndü, sofralar dağıldı.

Yetim kaldı ata toprağı ,insanımız köksüzleşti.

Bu toplum aynı sofradan beslenmiş, aynı yüreği taşıyan insanlardan oluşmuyor.

Varılan noktada, herkes çürümeden şikayetçi ama kimse kendi payını konuşmuyor.

Oysa memleketteki bozulma yukarıdan değil aşağıdan, yani bizlerden başladı.

Sonuç olarak belki memleketin adı aynı lakin hiçbirimiz aynı değiliz.

O ZAMAN ADAM OLURUZ

Kuralları kendine göre esnetip başkasına gelince kanun bekleyen bizde!

Hakkı gasp ederken sessiz, hakkı yenince meydanlarda bağıran bizde!

Torpille iş bulup, sonra “gençler işsiz” diye ahkâm kesen bizde!

Sırasını beklemeyip öne geçen, sonra adaletten dem vuran bizde!

Yetimin hakkını yiyip, sofrada besmeleyle oturan bizde!

Yanlış yapan yakını olunca susan, başkası yapınca cellada dönen bizde!

Makama gelince değişen, düşünce mağdur edebiyatına sarılan bizde!

Kendi kusurunu kader sayıp, başkasının hatasını suç ilan eden bizde!

Kul hakkını hafife alıp, ahireti sadece başkaları için hatırlayan bizde!

İşi bilene değil, “bizden olana” veren bizde!

Dürüstlüğü saflık, uyanıklığı marifet sayan bizde!

Yanlışı savunurken “dava”, doğruyu savunurken “ihanet” diyen bizde!

Güçlünün önünde eğilip, güçsüzün üstüne basan bizde!

Hal böyleyken herkes çok ahlaklı, herkes çok dindar, herkes çok vatansever ama ortada ahlak, adalet, vicdan yok.

Ne zaman adam oluruz, açık açık söyleyelim;

- Doğruyu savunmanın bedeli varken de doğruyu savunduğumuz zaman adam oluruz!

- Hak kimden yana değil, haklı kim diye bakabildiğimiz zaman adam oluruz!

- Makamı güç gösterisi değil, hizmet yükü bildiğimiz zaman adam oluruz!

- Başkasının yanlışını alkışlamayı, kendi yanlışımızı örtmek sanmaktan vazgeçtiğimizde adam oluruz!

- Dini, hukuku, töreyi vitrin süsüşünden ziyade hayat ölçüsü yaptığımızda adam oluruz!

- “Bizim çocuk” bahanesini çöpe atıp, liyakati esas aldığımızda adam oluruz!

- Yanlışa susmanın da suça ortaklık olduğunu kabullendiğimizde adam oluruz!

- Menfaat bitince değil, menfaat yokken de adam kalabildiğimizde adam oluruz!

- Gücü kutsamak yerine, adaleti yücelttiğimizde adam oluruz!

- Kendimiz için istediğimizi, başkası için de isteyebildiğimizde adam oluruz!

Ve en nihayetinde ahlakı slogan, vicdanı süs, merhameti zayıflık sanmaktan vazgeçtiğimizde…

İşimize geldiği gibi değil, doğru ve olduğu gibi yaşamayı seçtiğimizde adam oluruz!

Selametle…

Yazmak iyi gelir.

Bana;

[email protected]adresinden ulaşabilirsiniz.