Malumunuz, toplumumuzda trafik güvenliği bilincini artırmak ve ilk yardımın önemini vurgulamak amacıyla her yıl 3-9 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Trafik Haftası’nın içindeyiz.
Zaten bu vesileyle billboardlarda ve sosyal medya paylaşımlarında sıkça, “Kurallara uyalım, can güvenliğini koruyalım…” mesajlarını görüyor, duyuyoruz.
Uyarılar ve dikkat çekme çabalı elbetteki doğru…
Neticede trafik dediğimiz mesele, doğrudan insan hayatıyla ilgili.
Lakin madalyonun bir de vatandaş cephesi var…
Kuralların uygulanış biçimi ve kesilen cezaların ağırlığı, son dönemde toplumun en çok konuştuğu meselelerden biri haline gelmiş.
Nitekim bu naçizane köşede geçtiğimiz günlerde, yeni trafik düzenlemeleri ile fahri trafik müfettişlerinin yazdığı para cezalarına değinmiş ve vatandaş adına serzenişte bulunmuştuk.
Çarşı pazarı geçtik, e posta kutumuza ulaşan feryatlar bile gösteriyor ki tepkiler dinmiş değil…
★
Akıl ve mantıkla bağdaşmayan multimedya düzenlemesi, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda uygulamadan çekildi, evet.
Lakin bu adım da huzursuzluğu dindirmeye yetmedi.
Zira kesilen uçuk para cezaları da ciddi tartışma konusu.
★
Memlekette bugün asgari ücret 28 bin TL.
Peki, böyle bir tabloda, 10 bin TL’lik bir ceza ne anlama geliyor?
Nitekim bu rakam, bir çalışanın neredeyse yarım maaşı demek.
Dolayısıyla ay sonunu zar zor getiren bir insan için bu, sadece bir ceza değil, ekonomik bir darbedir.
Elbette can güvenliği vazgeçilmez olmalı.
Kurallar olacak, cezalar uygulanacak.
Lakin…
Her ihlal aynı ölçüde değerlendirilmemeli.
Bir anlık hata ile bilinçli kural tanımazlık aynı kefeye konulmamalı.
Türkiye’de zaten hayat pahalı…
Geçim derdi büyümüş…
Bir de bunun üzerine yüksek miktardaki idari para cezaları eklenince yük daha da ağırlaşıyor.
★
Hülasa.
Trafik Haftası’nın ruhuna uygun olan yalnızca ceza konuşmak değildir.
Asıl mesele bilinç oluşturmak, eğitim vermek, empatiyi artırmak ve toplumda ortak trafik kültürü geliştirebilmektir.
Yineliyoruz…
Kimse cezasızlık, dolayısıyla kuralsızlık istemiyor.
Ama vatandaş ölçü ve beraberinde vicdan istiyor.
İSMİNİ KOYMADAN KONUŞMAK
Son günlerde aynı sorular dönüp dolaşıp önüme geliyor;
“Neden bunu yazmıyorsun?”
“Şu kurumda neler oluyor biliyor musun?”
“Hangi belediye kime ne veriyor?”
Konuşan çok…
İddia eden çok…
Lakin iş, açık açık konuşmaya gelince de ortalıkta kimse yok.
Yahu birader…
Eğer gerçekten bir usulsüzlük, bir yanlışlığa şahitsen, elinde bilgi ve yeterli argümanına güveniyorsan gider yetkili-ilgili kişiye sorarsın.
Ama nerde?(!)
Bizde gelenek şu;
“Şey, beni karıştırma…”
“Ben tam bilmiyorum…”
“Ben sadece duydum…” Deyip kenara çekilmek.
★
Bu şehir yıllardır söylentilerle yönetilen bir gündemin içinde yaşıyor.
- Siyasetçi hakkında konuşuluyor…
- Belediyeler hakkında konuşuluyor…
- Kurumlar hakkında iddialar ortaya atılıyor…
Ama sonra bakıyorsunuz, dün birbirine en ağır sözleri söyleyenler, bugün aynı karede gülümsüyor.
Dün “Bunlarla iş tutulmaz” Diyenler, bugün kapı kapı birlikte geziyor.
Dün sert açıklamalar yapanlar, bugün sus pus oluyor.
Çünkü birçok kişinin derdi aslında hakikat değil, şartlara göre taraf değiştirmek.
★
Şunu açık söyleyeyim;
Ben kimsenin avukatı değilim.
Ve hiç kimsenin dedikodu aparatı da olmam.
İddianız varsa arkasında duracaksınız.
Bir yanlışı biliyorsanız açık yüreklilikle söyleyeceksiniz.
Aksi halde, insanların arkasından konuşup yüzüne başka davranmak ne samimiyettir ne de dürüstlük.
Sözün özü.
Ağzıyla başkasının omurgasına MR çekenlerin önce bir duruşu olacak!
★ ★ ★
Yazmak iyi gelir.
Bana;
“apektas6161@gmail.com” adresinden ulaşabilirsiniz.