MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Mutlak butlan kararının ardından CHP'de baş gösteren krizlere ilişkin konuşan Bahçeli, Özgür Özel'e çağrıda bulundu. Bahçeli açıklamasında "Cumhuriyet'le yaşıt bir siyasi parti olmanın ağırlığı ve kurumsallığını niteliksiz sokak diline havale etmek, ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır" ifadelerini kullandı.
Bahçeli'nin konuşmasından satırbaşları:
Dünyanın neresinde bir milletin barış ve huzur iklimi hedef alınsa, bir devletin kalbine silahlar doğrultulsa, nerede bir mazlumun ahı yükselse ve neresinde bir ananın yüreği ateşe verilse orada yalnızca o ülkenin değil, bütün insanlığın imtihanı başlamış demektir.
Bugün yakın coğrafyamızda yaşananlar; bize sadece savaşların, gerilimlerin ve diplomatik çekişmelerin seyrini değil; aynı zamanda uluslararası hukukun ve insani duygularımızın seyrettiği istikametin vahim tablosunu da göstermektedir.
Atalarımız "ateş düştüğü yeri yakar" demiştir. Fakat bugün yakın coğrafyamızda harlanan ateş; yalnızca düştüğü yeri değil, sınırları aşan bombalar yağdıran, gökleri karartan, denizleri kabartan ve dumanı kapımıza kadar dayanan tehlikeli bir yangına dönüşmüştür. Tarihi tecrübelerimiz ve uluslararası gündeme Ankara'dan açılan penceremizden baktığımızda görünen manzara açık ve nettir:
Bölgenin kalbine düşen her kıvılcım, ihmale uğradıkça yeni cephelere, yeni krizlere, yeni göçlere, yeni güvenlik tehditlerine ve yeni emperyal hesaplara kapı aralamaktadır.
Sözde barış çağrılarının gölgesinde yeni cepheler açılmakta; yalan diplomasi cümlelerinin, samimiyetsiz insani temennilerin arkasında askeri yığınaklar büyümekte; hukukla perdelenen söylemlerin ardında kanlı çıkar hesapları yürütülmektedir.
Bir tarafta dünyayı pazarlık masası bilip haritaları cetvelle çizen, milletleri menfaat aracı, mazlumları ise pazarlık kozu olarak gören hırs küpü bir emperyalist siyaset bezirgânı vardır; diğer tarafta ise sözde devlet, özde bebek katili bir işgal şebekesi; hastaneleri, okulları, mülteci kamplarını hedef alan, çocukların kefenleri üzerine güvenlik yalanları ve sınır politikaları inşa eden kanlı bir savaş makinesi vardır.
Bu namussuz, karabatak düzeni ne ateşkes tanımakta ne de insanlığın kadim ve ortak değerlerini çiğneyip geçerken dünya milletleri karşısında küçük bir mahcubiyet göstermektedir. Bu tablo karşısında, gerçeği bütün açıklığıyla söylemek mecburiyetindeyiz!
TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ HAYATİDİR
Şunu açık ifade etmek gerekir. Terörsüz Türkiye iradesi samimiyetle ilerlerken bu iradeyi zehirlemek isteyen dış mahviller de boş durmamaktadır. Türkiye'nin huzura, kardeşliğe ve güvenli geleceğe yürüdüğü bir dönemde bölgesel savaşlardan, güç boşluklarından ve jeopolitik belirsizliklerden medet uman çevrelerin terör uzantılarını yeniden kullanma arayışında olduğu görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki nüfuz ağı ile İsrail'in kaos siyasetinin aynı hatta buluştuğu her yerde terör örgütleri birer piyon, birer maşa, uzaktan kumandalı birer aparat olarak sahneye sürülmek istenmektedir. Suriye'nin kuzeyindeki yapılanmaların himaye kapıları araması, Irak'ın kuzeyindeki eski mevzilerin diri tutulmak istenmesi, İran sahasındaki her gerilimin farklı uzantılar üzerinden fırsata çevrilmeye çalışılması tesadüf değildir.
Bunlar Türkiye'nin iç huzurunu, kardeşlik hukukunu ve güvenlik mimarisini hedef alan daha büyük bir oyunun parçalarıdır. Bu sebeple terörsüz Türkiye hedefini korumak ihanet şebekelerinin hesabını bozmanın gereğidir.
Biz terörsüz Türkiye derken içeride huzuru, dışarıda caydırıcılığı, sınırlarımızda emniyeti, bölgemizde istikrarı ve milletimizin birliğini... aynı anda savunuyoruz.
Dışarıda kaos girdabı kol gezerken, savaş borazanları kulakları sağır ederken, ülkemiz jeopolitik depremlere sürüklenmek istenirken surda gedik açtırmayacağız. İşte terörsüz Türkiye hedefi bu büyük tablonun merkezindedir. İşte bu yüzden terörsüz Türkiye diyoruz. İşte bu yüzden iç cepheyi sağlam tutmak zorundayız. İşte bu yüzden kardeşlik hukukunu tahkim etmeyi yalnızca iyi niyetli bir temenni olarak değil, doğrudan doğruya milli güvenlik meselesi biçiminde ele alıyoruz. Yıllarca milli beka sözümüzle akıllarınca eğlendiler.
CHP'DEKİ KOLTUK KAVGALARI
Türkiye'nin hangi kuşatmaları yardığını, hangi hendekleri kapattığını, sınırlarımızın hemen ötesinde, kıyılarımızın hemen karşısında nice milletler ateş çemberleri içine düşmüşken bu aziz vatanın nasıl bir huzur ve istikrar adası olarak ayakta tutulduğunu idrak edememiştir. Nitekim zaman bizi haklı çıkarmıştır. Aziz milletimiz kimin küçük hesapların, günü kurtarma telaşının peşine düştüğünü; kiminse vatan ile millet derdine ömür ve gönül verdiğini bütün çıplaklığıyla görmüş ve kavramıştır. Bugün artık hakikat daha gür, daha berrak biçimde anlaşılmaktadır.
Bu hakikatin aynasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü yönetim buhranı da... bütün çıplaklığıyla görülmektedir. CHP'li belediyeler etrafında uzun süredir biriken şaibe, iş süreçleri, rüşvet, görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kamu gücünün menfaat ilişkilerine alet edildiği yönündeki peş peşe patlayan vakalar hepimizin malumudur. Vatandaşa hizmet makamı olması gereken belediyelerin Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında rant iddialarıyla, yönetim zafiyetleriyle ve kamu emanetini taşıyamama garabetiyle anılır hale gelmesi başlı başına ibretlik bir tablodur.
Bugün görüyoruz ki yerelde başlayan bu çözülme dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin çatısına çökmüştür.
Ecdadımız "balık baştan kokar" demiştir. CHP'li belediyelerde kendini gösteren savrukluk, şaibe ve yönetim aczi bugün genel merkeze sirayet etmiş, parti yönetiminin içine düştüğü dağınıklığı bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Cumhuriyet Halk Partisi bugün milletin karşısına kendi iç hesaplaşmasının, koltuk kavgasının, mahkeme süreçleriyle düğümlenen yönetim krizinin ve kurumsal aklını tüketen hizip mücadelesinin gölgesiyle çıkmaktadır. Bu tablo tesadüf değildir. Bu tablo siyaseti millete hizmetin şerefli yolu olmaktan çıkarıp kişisel ikbalin, hırsın, öfkenin ve güç gösterisinin dar patikasına sıkıştıran anlayışın neticesidir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir siyasi partinin kendi hukukunu, geleneğini, kurumsallığını ve meşruiyet zeminini nasıl aşındırdığı vahim bir manzaradır. Sağduyuyla karşılanması gereken hukuki süreçlerin meydan okuyucu bir üslupla gölgelenmesi siyasi kıyametin büyük alametlerindendir. Parti içi arınma ve durulma ihtiyacının tehditkar cümleler gölgesinde kalması idari iflasın vesikasıdır. İş, düğümleri çözmek yerine yağlı urganlara sarılmak, kementleri ülke gündeminin boynuna ısrarla dolamak aziz milletimize ne fayda getirir? Buradan açıkça ifade ediyoruz.
ÖZGÜR ÖZEL'E AÇIK ÇAĞRI
Bizim meselemiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü dağınıklıktan siyasi kazanç üretmek değildir. Bizim meselemiz Türkiye'de siyaset kurumunun ağırlığını, millet iradesinin saygınlığını ve hukukun üstünlüğünü korumaktır. Ancak görünen köy kılavuz istemez. Cumhuriyet Halk Partisi bugün iki ayrı yön, iki ayrı dil, iki ayrı merkez, iki ayrı meşruiyet iddiası...
Muhalefetin gidişatı bakımından kaygı verici bir gerçek olarak karşımızdadır. Bir tarafta hukuki zemine dönme ihtiyacı toparlanma isteğiyle buluşmaktadır. Diğer tarafta meydan okuma üzerinden güç gösterileri sergilenmekte, sokak diliyle parti içi krizi büyütme hevesi gündemin üzerine ağır bir sis misali çökmektedir. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve Sayın Özgür Özel'e düşen ateşe körükle gitmek değil, aklıselimle hareket etmektir. Zira keskin sirke küpüne zarar verir. Cumhuriyet Halk Partisi kendi içindeki çetrefilli itilafı meydanların hararetine terk etmemelidir.
Serinkanlılıkla yürütülmesi gereken hukuki süreci kalabalık gürültüsüne bırakmamalıdır. Cumhuriyet'le yaşıt bir siyasi parti olmanın ağırlığı ve kurumsallığını niteliksiz sokak diline havale etmek, ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır.




